Bir Erkeğin Hayatı

Devamını Oku…

Allah eşeği yarattı ve ona dedi ki:

‘Sen bir eşeksin. Sabahtan aksama kadar yorulmadan, yakınmadan çalışacaksın ve ağır yükleri sırtında taşıyacaksın. Ot yiyeceksin, az akıllı olacaksın ve 50 yıl yaşayacaksın’

Eşek cevap verdi;

’50 sene böyle bir hayat için çok çok fazla. Lütfen bana 20 yıldan fazla verme’!

Ve öyle oldu.

Sonra Allah köpeği yarattı ve ona dedi ki:

‘Sen bir köpeksin. İnsanların mallarını koruyacaksın. Onların en yakın dostu olacaksın. Geriye kalan artıklarını yiyeceksin ve 25 yıl yaşayacaksın.’

Köpek cevap verdi:

Allah’ım. 25 yıl böyle yaşamak çok fazla. Bana 10 yıl ver, yeter’

Ve öyle oldu.

Daha sonra Allah maymunu yarattı ve dedi ki:

‘Sen bir maymunsun. Ağaçtan ağaca salınacak ve bir aptal gibi davranacaksın. İnsanları eğlendireceksin ve 20 yıl yaşayacaksın’

Maymun cevap verdi:

’20 sene dünyanın palyaçosu olarak yaşamak çok fazla. Bana 10 yıldan fazla verme.’

Ve böyle oldu.

En sonunda Allan erkeği yarattı ve ona dedi ki:

‘Sen bir erkeksin. Dünyada yaşayacak tek rasyonel düşünen canlı olacaksın. Diğer yaratılmışlara zekanı kullanarak hükmedeceksin. Dünyayı yöneteceksin ve 20 yıl yaşayacaksın’

Erkek cevap verdi:

‘Allah’ım, erkek olmak için 20 yıl yetmez. Lütfen bana eşekten artan 30 yılı, köpekten artan 15 yılı ve maymunun 10 yılını ver.’

Allah bunu kabul etti ve erkek 20 yıl erkek olarak yaşadı.

Sonra evlendi ve 30 sene eşek olarak sabahtan akşama kadar çalıştı ve yükler taşıdı.

Sonra çocukları oldu ve 15 yıl köpek gibi yaşadı.

Evi korudu, aileden artanları yedi.

Sonra ilerleyen yaşında 10 yıl maymun olarak yaşadı.

Aptal gibi davrandı ve torunlarını eğlendirdi.

Bu güne kadar böyle geldi.

Devamını oku…

Atatürk ve Şıh

Atatürk Amasya ziyaretinde, vali konağında yörenin ileri gelenleri ile sohbettedir. Bir ara tam karşısında oturan birine gözleri takılır. Yaşı ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk’ün dikkatini çeker. Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar; “Kimdir bu?” Vali yanıt verir; “Efendim kendisi Şıh’tır. Yörede çok hatırı sayılır.” Atatürk Şıh’ı yanına çağırır ve “İmanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica etsem de en azından Peygamber Efendimizin ki gibi kısaltsan?” der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir. Şıh; “Emrin olur paşam” diyerek yerine çekilir.

Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk Amasya’daki Şıh’ı hatırlar ve valiyi telefonla arayıp durumu sorar. Vali Şıh’ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği’ne tebliğ etmesini ister.

Ertesi gün Amasya’dan bir haber gelir ki Şıh efendi Ata’yı görmek üzere Ankara’ya yola çıkmış. Şıh gelir, Ata’nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet baştan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünülmüştür.

Atatürk’ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata’ya sorarlar; “Aman paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?”

Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp; “Dün akşam Amasya Valiliği’ne bir yazı gönderdim ve Şıh’ı Afyon’a vali atadığımı bildirdim” der. Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Şıh’a vermesini söyler.

Yazıda söyle yazmaktadır; “İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir.”

Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla.

Allah’a Küsen Serçe

Devamını Oku…

Serçe Allah’a küsmüştü. Günler geçiyordu ve serçe hiçbir şey söylemiyordu.

İçine kapanmış derin bir hüzne boğulmuştu. Artık Rabbine bir şey demiyor ve onunla konuşmuyordu! Melekler merakla Allah’a serçeyi soruyorlardı ve her defasında Allah, meleklere “o gelecek” diye cevap veriyordu.

“Çünkü onun sesini duyacak tek kulak benim ve onun minik kalbindeki derdini anlayacak olan da tek benim” diyordu.

Bir zaman sonra serçe, kalbi hüzün, gözü yaşla dolu bir halde bir ağacın dalına kondu. Hiçbir şey söylemiyordu öyle sessiz sessiz bekliyordu.

Allah,serçeye seslendi.

Söyle bana! Canını sıkan ve kalbini hüzne boğan derdin nedir senin? Melekler serçe ne söyleyecek diye ona bakıyordu.

Serçe mahzun biraz da sitemli ses tonuyla;

“Küçük bir yuvam vardı. Yorulduğumda dinlendiğim üşüdüğümde sığındığım. Kimseyi rahatsız etmiyordum ve kocaman Dünya’da ufacık bir yerdi kimsenin yerini dar etmiyordu.Sen onu da bana çok gördün neydi o zamansız fırtına?

Esip yıktı yuvamı ve beni yuvasız bıraktı.”

Artık konuşamadı serçe sözleri boğazında düğümlendi.

Sessizlik Arş-ı rahmanda yankılanıyordu ve melekler başlarını eğmiş Allah’ın vereceği cevabı bekliyordu.

Allah; “ sen, o yuvanda dinlenirken seni avlamak isteyen bir yılan yuvana doğru geliyordu, seni yılandan korumak için fırtınaya emrettim yuvanı yıksın diye böylece sen oradan uzaklaşarak yılandan kurtuldun.

Nice belalar var ki muhabbetimle senden uzaklaştırdım ve sen kuşatıcı muhabbetimi görmüyor geçici belalardan dolayı bana düşman oluyorsun.

Serçenin gözleri doldu ve hüngür hüngür ağlamaya başladı ve onu çok seven Allah’ın şefkat ve merhametine hayran kaldı.

Utangaç bir sesle:

“Affet Allah’ım “ diyebildi sadece. Ve gönül sözü Arş-ı İlahi’de yankılandı
“Affet Allahım!”

Başımıza gelen her musibbette,elbette ki nice hayırlar gizlidir.
Rabbimize isyan etmek yerine, olanda hayır vardır diyerek rıza göstermek gerekir…

Selam olsun, HAYIRLISI OLSUN diyebilenlere…

Selam Olsun, VARDIR BUNDA BİR HAYIR? diyebilenlere…

Selam olsun, BU DA GEÇER deyip yoluna devam edebilenlere..

Evlilerin Yaşadığı Olay Resmen Bir İbret Vesikası

Devamını Oku…

Eşim ben uyuduktan sonra yataktan kalkıyordu, ne yaptığını çok merak ediyordum Konuşmaları dinledi, duyduğuna göre bir erkekle konuşuyor ve kendini aldatıyordu. Bu düşünce beyninde dolaşmaya başladı. Daha fazla dayanamazdı eşine boşanma davası açmaya karar verdi.

İşte yaşanan olayın tüm detayları, U.Ç isimli kadın, her gece eşi uyuduktan sonra kalkıyor ve sesli olarak konuşuyor.

Kocası eşinin bu durumunu fark ediyor ve her gece uyurmuş gibi yapıp , eşi kalktığında onun kiminle ve ne konuştuğunu anlamaya çalışıyor eşim beni hiç umursamıyor.

Akşama kadar onun yolunu 4 gözle bekliyorum, ama o her geldiğinde yorgunum, canım sıkkın diyerek, nasılsın sorularıma bile ters cevap veriyor.

Bugün az kazandım, bugün şu firma ile sıkıntı yaşadım, istediğim kadar fazla para kazanamıyorum birde şimdi senin dırdırınımı dinleyeceğim diyor.

Halbuki ben dırdır değil, onunla sohbet etmek istiyorum. Ben zayıfım, ilgi beklerim, hadi ilgi göstermesin ama bana hep kötü sözler söylüyor, işte yaşadığı sıkıntıların acısını hep benden çıkarıyor. Sen ise o kadar şefkatli ve iyisin ki, ben huzur buluyorum, rahatlıyorum. O yüzden artık gecenin bu saatini özlemle çeker oldum’’ gibi konuşmalarına şahit oluyor. Kocası karısının konuşmalarını asla yüzüne vurmuyor.

Bu konuşmalarını duydukça eşine daha sert davranmaya başlıyor. Artık evde ne huzur ne düzen kalmıştır. Koca artık bu konuşmalardan aldatıldığına kesin kanaat getiriyor ve eşine bunun hesabını sadece mahkemede sormaya karar veriyor ve boşanma davası açıyor. U.Ç. boşanma kağıdını görünce bir şok daha yaşıyor. Mahkeme günü geliyor ve hakim kadına soruyor.

‘’Eşini aldatıyormuşsun. Başkalarıyla gece yarıları saatlerce konuşup eşini aldattığını iddia ediyor ‘’ diyor.

Kadın neye uğradığını şaşırıyor ve boşanma gerekçesinde konuştuğu kişiyle neler konuştuğunu hakim tek tek okuyor. Kadın bir anda kocasının gözlerine ağlayarak bakıyor. Kocasında ise sert ve nefret dolu bir ifade.

Kadın; eşimi sevmiyorum, istemiyorum diye boşanacağıonı beklerken, bu duydukları karşısında şok oluyor ve herşeyi anlatıyor.

Hakim bey , ben bırakın eşimi aldatmayı yabancı bir erkeği gördüğümde bile utancından ne yapacağını bilemeyen biriyim’’ derken kadın ağlayarak anlatıyor.

‘’Akşamları ben eşimi hasretle beklerken o benimle hiç ilgilenmedi. Bana hiç iyi söz sarf etmedi, bazan bana hakaret etti, bazan bağırdı, ama ben yine de işinde yaşadığı sıkıntılardır diye söz etmedim. Yıllarca sürdü bu. Ben kendimi yapayalnız hissederken ben her gece eşim uyuduktan sonra kalkarak abdestimi alır, 2 rekat teheccüd namazı kılar ve elimi açar tüm sıkıntılarımı, dertlerimi Allah’a sesli sesli arz ederim. Beni dinleyen, anlayan, bana moral veren, bana huzur veren Allah’a yalvarırım.

Bana sabır ver. Ben eşimi çok seviyorum. O benimle hiç ilgilenmiyor ama olsun, ben bu evde kendimi güvende hissediyorum. Her gece kalkıp seninle konuşmak, sana derdimi anlatmak için bile güvenli evde olmak bana yetiyor.

Sen bana o kadar huzur veriyor ki, sen benim derdimi de anlıyorsun, senle konuştuğumda duyduğum huzur yetiyor. Şefkatin o kadar güzel ki. İyi ki varsın gibi dualar ediyorum.’’ Dedikten sonra kocasına başını çeviren kadın, kocasının başını yere indirdiğini gördü.

Kadın: ‘’Hakim bey keşke ölseydim de, böyle bir olay ile karşılaşmasaydım’’ diyerek ağlaması daha da arttı..

Hakim bu anlatılanlardan sonra kocasına dönerek, kocasına sordu ‘’söyleyeceğin bir şey var mı!’’

Kocası tek şey söyledi. Karım beni affetsin, bundan sonra onu asla üzmeyeceğim, ben hatamı anladım hakim bey’’ dedi…

Hakim erkeğe tek şey söyledi.

Aslında bana kalırsa suçlu olan sizsiniz. İşiniz kadar ailenize önem verseniz hayat ve toplum daha yaşanılır hale gelirdi. Ailesini ihmal eden biri toplumda kime ne fayda sağlar ki!

70 – 80 – 90’lı Yıllarda mı Büyüdün?

Devamını Oku…

70 – 80 – 90′ lı yıllarda mı büyüdün? nasıl oldu da hayatta kalmayı başardın? ?

1.- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları ve kesinlikle hava yastıkları yoktu.

2.- Arka koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi.

3.- Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi Ya da en azından kurşunlu, muhtelif, zehirli maddeler ile boyanmıştı.

4.- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizliyicilerinin üzerinde, çocuk kilitleri yoktu…

5.- Kasksız bisiklete biniliyordu.

6.- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan, yada muhtelif başka kaynaklardan su içiliniyordu…

7.- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı, hava kararmadan önce eve dönmekti.

8,- Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz …

9.- Okul öğlen bitiyordu… Ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.

10.- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu.Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.

11.- Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk, ve gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı – çünkü hep dışarda oynardık , aktif olarak …

12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk… aynı bardaktan içebiliyorduk, ve kimse bu yüzden ölmüyordu.

13.- Playstation, Nintendo 64, X boxes, Vídeo oyunlarımız, 99 kablolu kanalımız , Dolby surround, Cep telefonumuz, Bilgisayarımız, Internet de Chat odalarımız YOKTU. onun yerine ARKADAŞLARIMIZ vardı bolca!!!

14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmıyarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk!!!

15.- Evet dışarda, o acımasız korkunç dünyada!Korumamız olmadan! nasıl mümkün oluyordu bu? Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu.

16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu.

Fakat bu yüzden kimse psikoloğa ya da Pedagoğa gönderilmiyordu. Kimsede Dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiperaktivite yoktu, basitçe o okul yılını tekrarlıyordu.

17.- Özgürlüğümüz , üzüntülerimiz, başarılarımız , görevlerimiz vardı. …ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk. Soru: nasıl oldu da bütün bunlara rağmen hayatta kalmayı başardık???

Ve daha da önemlisi kendi kişiliğimizi bu şartlar altında nasıl oldu da geliştirebildik???

Sen de bu jenerasyondan mısın? Şimdiki çocuklar büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimizi sıkıcı bulacaklar

– fakat- bizler

Çok güzel ve mutlu yaşadık!!

(Alıntı)

Kapıyı Kim Açacak?

Devamını Oku…

Evliliklerinin ilk gününde kadın ve kocası kapıyı kimseye açmamaya karar verip anlaştılar. İlk olarak o gün damadın anne ve babası evli çiftleri görmeye geldi, kapının hemen ardındaydılar.

Kadın ve kocası birbirlerine baktılar, adam kapıyı açmak istedi ama eşi ile yaptığı anlaşma gereği kapıyı açmadı, böylece anne babası daha fazla beklemeyip gittiler.

Aynı gün içerisinde bir süre sonra, gelinin ailesi geldi. Eşler anlaşmaya rağmen birbirlerine baktılar.

Gelin gözyaşları içerisinde, bunu yapamam diye fısıldayıp kapıyı açtı. Eşi hiçbir şey söylemedi.

Yıllar sonra 4 oğlan çocuğunun ardından 5. olarak kız çocukları dünyaya geldi. Baba yeni doğan kız çocuğu için büyük bir kutlama yapmayı planladı ve tüm tanıdıklarını davet etti. Sonra o gece eşi kocasına diğer dört çocuğa böyle bir kutlama yapmadığı halde neden bu sefer böylesine bir kutlama yapmak istediğini sordu. Eşi basit bir yanıt verdi; çünkü yalnızca kızım bana kapıyı açacak.

Kız çocukları her zaman çok özeldir.?

Evet mi Hayır mı ?

Devamını Oku…

Temel’in abisi çok çapkınmış, her gün bir kızı babasının arabası ile dağa götürürmüş. Temel ise dağda ne yaptıklarını hep merak edermiş.

Bir gün temel arabanın bagajına binip onlarla beraber dağa çıkmışlar. Araba durunca Temel bagajdan inip abisi ile kızı izlemeye başlamış.

Abisi kızın omzuna elini uzatmış:

– “Evet mi? hayır mı?”

demiş. Kız kızgın bir şekilde:

– “Hayır”

demiş. Abisi:

– “İn aşağıya yayan gel”

demiş. Temel bir şey anlamamış ertesi gün yine arabanın bagajına binmiş.

Olay yine aynı abisi kıza evetmi hayır mı diye soruyor kız yine hayır diyor. Abisi
– “İn aşağıya yayan gel”
diyor.

Temel bunun üzerine:

– “Çapkınlık herhalde böyle birşey”

deyip eve gider ve merdivenin altından üç tekerlekli bisikletini çıkarır mahalleden bir kız çocuğunuda arkasına bindirir ıkına mıkına dağın tepesine gelirler.

Temel soluk soluğa elini kızın omzuna koyar ve sorar:

– “Evet mi hayır mı?”

Kızda ne bilsin garibim

– “Evet”

der. Temel bir müddet düşünür ve cevabını verir:

– “İyi sen bisikleti al ben yayan geliyorum.”

Temelden Harika İnciler

Devamını Oku…

NESİ VAR BUNUN?

Temel, eczane açar. İlk müsterisi gelir:

-Bana bir sinek ilaci verir misiniz?

Temel:

Tabii, sineğunuzun nesi var?
————————————–

BAS GAZA
Tırcı Dursun’la muavin Temel, kamyonlarına altı metre yüksekliğinde mal yüklemiş giderlerken, birden bir tünel ve önünde bir uyarı işareti görürler:

“Azami yükseklik 4,5 metre”.

Muavin Temel, etrafa dikkatlice baktıktan sonra Dursun’a döner:

-Bas gaza usta! Etrafta polis molis yok…
————————————–
KİMİNLE EVLİ?

Mahkemede hakim, Temel’e sormuş:

– Kiminle evlisin?

– Bizum kariylan!

Hakim sinirlenmiş:

– Eee, herhalde, sen hiç erkekle evlenen duydun mu?

– Duydum tabi, nasıl duymadum!..

– Kimmiş? der hakim Temel’de;

– Bizum kari.
————————————–

SIMDI GELDIM

Temel, bir binanın altıncı katından düşer. Hemen etrafına bir kalabalık toplanır.

Yoldan geçen biri kalabalığı yararak, yaralı Temel’in üzerine eğilip sorar:Ne oldu?
Temel, zorlukla:

-Vallahi bilmeyrum. Ben de şimdi celdum.
—————————————

ÜSTÜNE ETME
Temel, Almanya’dan gelen arakadası Dursun’u lokantaya götürür.

Garsona:

-Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et, der.

Dursun:

-Baa da aynısından, ama üstüne etme!
—————————————-

BIRA
Temel bir seyahate çıkmış, otele gitmiş ve odasına yerlesmiş.

Canı bira çekmiş

Laz olduğu anlaşılmasın diye prova yapmaya karar vermiş.

-“Pana pir pira… olamadı”

-“Pağa bir pira… gene olmadı”

-“Bana bir bira” demiş ve tamam demiş inmiş aşağıya.

Adama demiş ki:

-“Bana bir bira.”

Adam sormuş:

-“Sen lazmisin?”

Temel de;

-“Nerden anladın?”

-“Burası resepsiyon, bar karşıda…”
—————————————-

PİJAMA
Birgün Temel dursun’a misfirliğe gitmiş ve aniden bastıran şiddetli yağmur Temel’i zor durumda bırakmış.

Dursun, Temel’e :

-“Temel ,sen bu yağmurda bir yere gidemezsun, pu gece pizde yatarsun.”

Temel:

-“Olur, bu gece burdayum” der ve Temel Dursun’nun olmadığı vakit ortadan

kaybolur.

Aradan zaman geçer ve kapı çalınır.

Dursun bakar ki gelen Temel.

-“Ula Temel, nereye cittun.?”

-Eve pijamami almaya cittum da.”

Muhteşem Fıkra

Devamını Oku…

Bir kamyonun Çarpmasıyla yaralanmış olan çiftçi Mehmet amca kazadan sorumlu tuttuğu taşıma şirketine dava açıyor. Mahkeme salonunda şirketin avukatı ile Mehmet Amca karşı karşıyalar, ve Avukat soruyor :

– Ama siz kazadan sonra gelen polis memuruna “ben çok iyiyim” demediniz mi?”

– Anlatayım ağam; Ben bizim eşeği gasabada satışa götürmek üzere gamyonetime bindirmiştim ki…

– Bırakın ayrıntıları Memet Bey, siz sadece soruma yanıt verin: Siz, kazadan hemen sonra gelen Polis memuruna “ben çok iyiyim” dediniz mi, demediniz mi?

– İşte anlatıyom ya Avukat bey; eşeği gamyonete yüklemiş, yola çıkmıştım ki…

Avukat tekrar adamın sözünü kesti ve Hakime dönerek:
– Sayın hakim, size olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğini davacının kendi ifadesi ile almaya çalışıyorum ama, soruma yanıt vermiyor. Bu bey, kazadan hemen sonra olay yerine ulaşan polis memuruna ifadesinde “çok iyi” olduğunu söylemiş. Kayıtlara geçmiş. Şimdi, aradan kaç hafta sonra müvekkilime dava açıyor. Ben bu davada, bu şahsın mahkemeyi yanıltmaya çalıştığına inanıyorum.

Lütfen, sadece soruya yanıt vermesini söyler misiniz? Yargıç çiftçinin hikayesiyle ilgilenir gibiydi:

– Eşek hakkında söyleyeceklerini merak ettim aslında; Bırakalım da anlatsın….

Memet amca Yargıça teşekkür ederek devam etti:

– İşte dediğim gibi, sayın Hakimim, tam eşeğimi gamyonetime bindirmiş şehre doğru gidiyodum ki, bu şirkete ait gucuman bi kamyon, “DUR” tabelasına aldırmadan üzerime sürdü ve bize çarptı. Ben yolun bi yanına fırladım, Garagaçan bi yana… Nasıl kötüyüm, nasıl kötü, anlatamam… Gıpırdanamıyom sancıdan… öte yanda Garagaçan bir anırıyo, bir anırıyokine, ortalık inliyo.

Derkene bi pulis memuru geliveedi, Garagaçanın sesini duymasile önce ona dooru getti, eğildi, bahtı, tabancasına davrandı, alnının göbeenden Garagaçanımı urmasın mı??? Soonacııma, yolun garşı tarafına geçti, bana dooru geldi, dedikine:

– Eşeğin hali berbattı, vurmak zorunda galdım, “sen nassın ?” dedi…

Vay utanmaz vayy!

Devamını Oku…

Adam uzun yıllardan sonra vicdan azabına dayanamaz ve:

-“Bak hanım der… Ben seni bir defacık aşağı kattaki komşumuzun hanımı ile aldattım. Senden özür dilerim…

Ama beni asıl üzen o kadının benden para istemesi olmuştu.

Bende senin nişan yüzügünü satıp o kadına ilişkinin ücreti olarak ödemiştim.” demiş.

Bunu duyan hanımı hışımla aşağı kata koşturmaya, koştururken de öfkeyle söylenip hayıflanmaya başlar:

-“Vay utanmaz kadın vay. Ben kendisinin kocasından hiç bir şey istemiyorken, o kaltak senden para ister haaa.