Şoke eden uyarı: İstanbul ve Ankara’da o ilçelerden kaçın!

Devamını Oku…

Şoke eden uyarı: İstanbul ve Ankara’da o ilçelerden kaçın!Türk Toraks Derneği’nin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Avrupa Solunum Derneği’nin de desteklediği “Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlıklı” sempozyumunda bilim insanları, “Artık Yeter” dedi. Uzmanlar, “İstanbul’da Esenyurt, Göztepe ve Aksaray’dan kaçın” çağrısında bulundu.

Türk Toraks Derneği, Türkiye’de hava kirliliği oranlarını açıkladı. Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği standartlara göre; İstanbul’da Go¨ztepe, Esenyurt ve Aksaray; Ankara’da Sıhhiye ve Kayaş; I·zmir’de Bornova ve Bayraklı en çok hava kirliliği yaşanan yerler arasında… Uzmanlar, “İstanbul’da Esenyurt, Göztepe ve Aksaray’dan kaçın” çağrısında bulundu.

TÜRK TORAKS DERNEĞİ, DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ VE AVRUPA SOLUNUM BİRLİĞİ BİR ARAYA GELDİ

Türk Toraks Derneği’nin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Avrupa Solunum Derneği’nin de desteklediği “Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlıklı” sempozyumunda uzmanlar, hava kirliliğine dikkat çekmek için “Artık Yeter” dedi.

Türk Toraks Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Kalyoncu, “Sigara ne kadar zararlıysa ülkeler için de hava kirliliği o derece zararlı. Mutlak suretle bu hava kirliliğinin yaşamsal bir şekilde en kısa sürede ülkemizde ve dünyada makul limitler altına indirilmesi gerekiyor. Bu nedenle de “Artık Yeter” sloganını paylaşıyoruz. Bu sloganı, Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Solunum Birliği’nin el ele vererek dünyaya haykırması çok manidar. Sadece Türkiye değil, dünyanın her tarafına bu mesajın ulaşmasını istiyoruz. Hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz, aynı yüzme havuzunda yaşadığımızı düşünün, yüzme havuzunun bir tarafı kirli diğer tarafı temiz olamaz. Her tarafı eşit derecede temiz ya da kirlidir; havada da aynı durum söz konusu. O nedenle umarım dünyanın gereken yerindeki kuruluşlar, bu feryadımızı duyacaktır” dedi.

“HEPİMİZ RİZE’YE GİTMEK ZORUNDAYIZ”

Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Osman Elbek, Kasım 2016–Ekim 2017 arasında partikül madde açısından sadece Rize’de Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık açısından izin verdiği sınırın aşılmadığını, Şırnak’ta yeterli ölçüm yapılmadığını, geri kalan 79 ilde de hava kirliliğinin yaşandığını ifade etti.

Doç. Dr. Elbek, “Türkiye’nin ulusal mevzuat sınır değeri dikkate alınsa dahi yeterli ölçüm yapılan 80 ilin 53’ünün (%66) havası kirlidir” diyerek şunları söyledi: “Gerçek bilimsel ölçüt sadece Rize’deki insanların sağlıklı hava soluduğuna, ülkedeki diğer insanların boğulduğuna, nefes alamadığına işaret ediyor. Hepimiz Rize’ye gitmek zorundayız. Rize bunu kaldıramazsa Türkiye’yi cennete çevirmek zorundayız.”

“GÖZTEPE’DEN ESENTURT’TAN VE AKSARAY’DAN KAÇIN” ÖNERİSİ!

Doç. Dr. Elbek, “İstanbul’da yaşayan insanların Göztepe’den Esenyurt’tan ve Aksaray’dan kaçmalarını istiyoruz. O ilçeler yaşanamayacak kadar kirliler. Dünya Sağlık Örgütü’nün izin verdiği sınırlar içerisinde olmasa da en yaşanabilecek ilçeler Silivri, Şile ve Sarıyer. İstanbul’daki insanların üç ilçeyi öncelikle tercih etmesi gerektiğini öneriyoruz. Ankara, ülkenin başkenti… Kapkara, boğuluyor. Hiçbir yer nefes alamıyor. Ankara’yı hızlıca terk etmemiz lazım. İzmir’de aylar içerisinde DSÖ’nün verdiği ölçütlere yaklaşıyor. İzmir’in en önemli ilçesi Güzelyalı, çünkü ağaç var, az beton var. Ne kadar çok ağaç o kadar çok sağlık… Boğulmamak için el birliğiyle bu ülkeyi değiştirmek zorundayız” dedi.

HER YIL YAKLAŞIK 30 BİN KİŞİ HAVA KİRLİLİĞİ NEDENİYLE HAYATINI KAYBEDİYOR

“İstanbul Göztepe’de yaşayan bir insan hiçbir egzersiz yapmıyorken yani istirahat halindeyken 233 gram zehirli toz solumaktadır” diyen Sempozyum Başkanı Doç. Dr. Haluk Çalışır, “Bu tozlarda ne var?” sorusunu şöyle yanıtladı: “Bu tozlarda kanser, kalp krizi, inme, felç, çocuklarda gelişim geriliği, sık hastalanma, alerji, KOAH, diyabet, apandisit var. Bunlar gibi pek çok sayıda sağlık sorunu bu tozlarda yatmaktadır. Bir kişi Ankara Kayaş’ta 319 gram; İzmir Gaziemir’de 205 gram zehirli toz soluyor. Bir an evvel ülkemizde temiz ve sağlıklı bir hava solumak istiyoruz. Eğer ülkemizde temiz hava soluyacak olsaydık bu yıl 30 bin kişiyi kaybetmemiş olacaktık. Her yıl yaklaşık 30 bin civarında insanımızı hava kirliliğinin neden olduğu hastalıklar nedeniyle kaybediyoruz. Bunlar tamamen önlenebilir hastalıklardır. Türkiye’de her yıl yaklaşık 350 bin kişi vefat ediyor; bunların yüzde 10’u zehirli tozları ve diğer kirleticileri soludukları için hayatını kaybediyor. Eğer temiz bir havada yaşıyor olsaydık o insanlarımız hayatta olacaktı. Önümüzdeki senenin daha iyi olacağına yönelik bir şey söylemek bu koşullarda çok zor.”

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ HAVA KİRLİLİĞİNİ HALK SAĞLIĞI ACİLİYETİ İLAN ETTİ

“Dünya Sağlık Örgütü Cenevre ofisinden baktığınızda kirlilik açısından Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?” sorusuna Dünya Sağlık Örgütü Çevre Bilimleri Bölümü’nden Dr. Annette Prüss-Üstün şu cevabı verdi: “Dünya’da altı buçuk milyon kişi her yıl hava kirliliği nedeniyle ölüyor. Bunların üç milyonu açık havada bulunan kirlilik nedeniyle hayatını kaybediyor. Dünyanın yüzde 92’si güvenli olmayan bir hava soluyor. Türkiye, orta derecede hava kirliliği olan bir ülke. Dünya Sağlık Örgütü olarak biz, hava kirliliğini halk sağlığı aciliyeti ilan etmiş vaziyetteyiz” dedi.

TARIMDA KULLANILAN AMONYAK DA RİSK FAKTÖRÜ!

Türkiye ile ilgili duyduklarınızdan sonra Türkiye’ye ne öneriyorsunuz? Sorusunu yanıtlayan Avrupa Solunum Derneği’nden Bert Bruneekref, şunları söyledi: “Biz bilim derneği olmamıza rağmen Brüksel’de Avrupa Birliği kademesinde hava kirliliğini önlemek için lobi faaliyetleri yürütüyoruz. Bu emisyonların sınır değerlerini bilimsel çalışmalarla buluyoruz ve yanlış değerlerin düzeltilmesini sağlıyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinde emisyonlarla ilgili limitlerin tekrardan oluşmasını sağlıyoruz, bu limitler yeniden ayarlandı. Dolayısıyla bilim insanları sadece bilimi yaratmıyor, aynı zamanda bunların politikaya dönüşmesini de sağlıyor. Bunların içerisinde klasik kirleticilerin (nitrikoksit, kükürtoksit, metan) yanı sıra tarımda çok kullanılan amonyak da havaya karışan kirleticiler arasında, bununla da ilgili mücadelemizi sürdürüyoruz.”

TRAFİK KAZASI 4 BİN KİŞİYİ; HAVA KİRLİLİĞİ 8 KAT DAHA FAZLASINI ÖLDÜRÜYOR

Sempozyum Bilimsel Komite Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, yaptıkları çalışmalarda havadaki zehirli partiküllerin özellikle kanser, KOAH, akciğer hastalıkları gibi hastalıkların gelişimini hücre düzeyinde başlattığını gösterdiklerini ve başka çalışmaların da bunu doğruladığını söyleyerek, Batı’da bunlara yönelik politikalar geliştirildiğini vurguladı.

Hava kirliliğinin çok önemli bir sorun olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bayram, “Ülkemizde trafik kazaları nedeniyle her yıl 4 bin kişi hayatını kaybetmektedir yani hava kirliliği Türkiye’de ‘trafik canavarı’ndan 8 kat daha fazla insan öldürmektedir” diye konuştu.

HAVA KİRLİLİĞİNİ ÖLÇEN APLİKASYON

Türkiye’deki tüm illerin hava kirliliğinin takip edilebildiği “Nefesiniz Cebinizde” aplikasyonunun tanıtımı da yapıldı.

Son 24 saatin verilerini gösteren aplikasyon ile havadaki zehirli tozun miktarı tespit edilebiliyor.

İSTANBUL, İZMİR, ANKARA’DA YAŞAYANLAR DİKKAT! O İLÇELERİ TERCİH EDİN…

İşte İstanbul, Ankara ve İzmir’de tercih edilmesi gereken o ilçeler…
İstanbul: Silivri, Sarıyer, Şile
Ankara: Sincan, Çankaya’da Bahçelievler semti
İzmir: Güzelyalı (Habertürk)

Bir sandalyeyi kullanarak evinizde göbeğinizden kurtulun

Uzun süre oturmak sağlığınıza ve vücudunuza zarar verebilir. 47 bilimsel araştırma projesinin gözden geçirilmesi sonucu, uzun süreli oturarak yaşayan kişilerin kanser, diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve obezite ile karşı karşıya kalabileceğini ortaya çıktı.

İyi haber şu ki Drsağlık masanızdan kalkmadan taze ve enerji dolu hissetmek için yapabileceğiniz sizler için 6 egzersiz buldu.

Karın kaslarını güçlendirir, sindirimi geliştirir ve yağ yakmaya yardımcı olur.

Davranışlarınız:

  • Bir sandalyeye oturun. Sırtınızı sandalyenin arkasına dokunmadan düz tutun.
  • Ayağınızı kalça genişliğinde ayrı tutunızı Sırtınızı düz tutun.
  • Sağ dizinizi kaldırın ve göğsünüze çekin.
  • Alt karın kaslarınızı daha iyi gerdirmek için ellerinizi koyun.
  • Dizlerinizi değiştirerek 20-30 kez tekrarlayın.

Burada tüm karın kaslarınız aynı anda etkili ve nazikçe çalışır.

Davranışlarınız:

  • Bacaklarınızı bir arada tutun.
  • Sandalyenin kenarlarını iki elinizle tutun.
  • Sırtınızı düz tutarken dizlerinizi kaldırın ve göğsünüze çekin. Karın kaslarınız gerilmelidir.
  • Ayağınızı indirin, ancak yere dokunmayın.
  • 10-20 kez tekrarlayın.

Belinizi şekillendiriyor. Eğik kas egzersizleri, karnınızın yanından yağ yakmaya yardımcı olur.

Davranışlarınız:

  • Sırt üstü kenarı ile sandalyenin kenarına oturun. Sandalyeyi iki elinizle sıkıca tutun.
  • Vücudunu yana doğru bükün ve yalnızca bir öfkeyle oturun.
  • Bacaklarınızı bir arada tutun ve her iki dizinizi Egzersiz 5’te açıklandığı gibi göğsünüze kaldırın.
  • Orijinal konuma geri dönün ve diğer tarafa doğru eğin.
  • Her iki tarafta 10-20 kez tekrarlayın.

Göbek tarafında ve kalçalarda yağ yakmaya yardımcı olur.

Davranışlarınız:

  • Ayaklarınızı yerde tutun.
  • Kollarınızı omuzlarınızın seviyesinde düzleştirin.
  • Üst vücudunuzu sağa çevirin, viraj yapın ve sağ elinizi sol ayağınıza dokundurun. Bir süre bu konumda kalın.
  • Orijinal konumuna geri dönün. Şimdi sol elinizi bükün sağ ayağınıza doğru bükün.
  • Her eğilmede iki kere yapın ve 20-30 kez tekrarlayın.

Hızlı yağ yakar. Karnınıza, sırtınıza ve omuz kaslarınıza şekil verir. Egzersiz yoğunluğunu artırmak için kollu bir sandalyeyi kullanabilirsiniz. Sandalyenizin dönen cinsten olmadığından emin olun.

Davranışlarınız:

  • Sandalyede otururken sandalyenin kollarını sıkıca tutun.
  • Kalçalarınızı ve bacaklarınızı havaya kaldırmak için vücudunuzu sandalyenin üzerinden kaldırın. Dizlerinizi göğsünüze kaldırmak için karın kaslarınızı kullanın.
  • Bu konumda en az 15-20 saniye bekleyin, sonra yavaş yavaş orijinal konumuna geri dönün ve kısa bir ara verin.
  • Egzersizi 4 kez tekrarlayın.

Bu egzersiz bel için gerçekten çok iyi. Oblik ve alt karın kaslarınızın çalışmasını sağlar. Doğru yapmak için, dizinizin karşı dirseğinizle buluşmasını sağlayın. O anda vücudunuz hafifçe dönmelidir.

Davranışlarınız:

  • Sandalyenin arkasına dokunmadan sırt üstü yatarken oturun. Ellerini başının arkasına koyun.
  • Sağ dizinizi göğsünüze kaldırın. Aynı zamanda sol dirseğinizi dizinize uyacak şekilde bükün.
  • Orijinal konumuna geri dönün. 15 kez tekrarlayın.
  • Diz ve dirseği değiştirin ve 15 kez daha tekrarlayın.
  • Her 15 asansörün 4 serisini yapmaya çalışın.

İlk 6 alıştırma bir sandalye üzerinde yapılır. Şimdi, ayağa kalk ve daha büyük bir etki için bir tane daha yapmanızı istiyoruz. Sandalyeden uzaklaşma! Egzersiz bellerinizi güçlendirecek, bel ve belinde yağ yakacak.

Davranışlarınız:

  • Sandalyenin arkasında durun ve sol elinizle sandalyenin arkasına veya koluna yaslayın.
  • Sağ elini başının üstünde kaldır.
  • Kaldırılmış elini yavaş yavaş aşağı çek. Aynı zamanda sağ bacağınızı kaldırın, böylece eliniz ayağının topuğuna dokunabilir.
  • İlk konumuna geri dönün ve egzersizin 10-15 kez tekrarlayın.
  • Elini ve bacağını değiştir. 10-15 kez tekrarlayın.
  • Her iki tarafta 4 seri yapın.

Bu 7 basit egzersizi her gün yapmanızı öneriyoruz. Sonuçlar için uzun süre beklemek zorunda kalmayacaksınız! Egzersizi sağlıklı bir diyet planıyla birleştirirseniz daha da fazla sonuç elde edebilirsiniz.

Muazzez Ersoy’la boşandıktan sonra ortadan kayboldu! İşte İsmet Özhan’ın son hali…

“Evlendiğimin üçüncü günü yanlış yaptığımı anladım. Her gün kavga ediyorduk.” demişti…
İsmet Özhan bir dönemin en dikkat çekici, en konuşulan ve en ünlü mankeniydi. Hem yakışıklılığı hem de kibarlığıyla herkesin gözdesiydi. Fakat ünlü şarkıcı Muazzez Ersoy’la boşanmasının ardından kayboldu. İşte İsmet Özhan’ın son hali…

İsmet Özhan 1958 yılında İstanbul’da doğdu.

Model olarak kariyerine başladı daha sonra dizi ve sinema filmlerinde oynadı.

Özhan 1988 yılında Sayısal Loto’yu tutturarak 168 milyar lira ikramiye kazandı.

Özhan ünlü şarkıcı Muazzez Ersoy’la 18 Haziran 2001 yılında evlendi. İkili 4 ay sonra boşandı.

Fakat bu boşanmanın yankıları çok uzun sürdü.İsmet Özhan, ünlü şarkıcının kendisini aldattığını iddia etti.

“Muazzez Ersoy’la yaşadığım evlilik hayatımı mahvetti” diyen İsmet Özhan, “Evlendiğimin üçüncü günü yanlış yaptığımı anladım. Her gün kavga ediyorduk. Kavgalarımızın sebebi, benim arkadaşlarımla görüşmem, sürekli geçmiş ilişkilerini anlatması ve sürekli çanta gibi beni yanında taşımak istemesiydi. Benim nikahım altındayken Fatih Gökşen’le birlikte olmaya başladı” dedi.

Özhan, boşandıktan sonra Londra’ya yerleşti ve 8 yıl Londra’da yaşadı. 2012’de Türkiye’ye döndü.İşte İsmet Özhan’ın son hali…

İki Yüz Testi: İlk Hangi Yüzü Gördünüz? Her Yüzün Farklı Bir Anlamı Var

Her bireyin yaşadığı hayat ve geçirdiği tecrübeler sonucu doğal olarak hayat görüşü ve etrafındaki olayları algılayış biçimi farklılaşır. Bu farklılıkların seçimlerimizin ve hayati kararlarımız üzerindeki etkisi mutlaktır. Bu seçimleri yaparken kullandığımız düşünce sistemini ve ardında yapan biliçaltını merak ettiniz mi?

İşte bu soruların cevabını bulmak üzere 1800’lü yıllardan bu yana negatif alandan faydanılarak çeşitli görsel testler uygulanıyor. Bu yazımızda sizinle paylaştığımız bu görsel de bu testlerin en bilinenine zemin oluşturmakta.

Şimdi aşağıdaki resmi inceleyin. Aşağıdaki tek resim içerisinde aslında iki farklı yüz bulunmakta. Siz ilk olarak hangi yüzü gördünüz;

yuz-testi-normal

Gördüğünüz yüzün açıklaması için aşağıyı dikkatli okuyunuz;

asagi-oku

Eğer “yaşlı bir kadın” gördüyseniz;

yuz-testi-yasli

Yukarıda işaret edilen yönergeler doğrultusunda, sizde ilk olarak yaşlı bir kadın yüzü gördüyseniz. Bu hayatın tecrübeleriyle yoğrulmuş ve artık dünya görüşü mantık çerçevesinde şekillenmeye başlayan biri haline evrildiğinizi gösterir. Önünüze gelen olayları doğruluk ve mantık süzgecinden geçirmeden yorumlamamaya özen gösteriyor. İnsanların ilişkileri hakkında yorum yaparken temkinli davranıyorsunuz. Bunlara ek olarak kendizi insanlara hemen açmıyor, hayatınıza birini almadan önce temkinli davranıyorsunuz.

Ancak yaşadığınız her olayı ve hayatınızda bulunan herkese, her daim mantık çerçevesinde yaklaşamazsınız. Geçmişte sizi üzen ve sizi böyle bir insan olmaya zorlayan tecrübeleri bazı durumlarda göz ardı ederek, bazı insanlara iç yüzünüzü göstermeli ve kendinizi açmalısınız.

Eğer “genç bir kız” gördüyseniz;

yuz-testi-genc-kiz

Yukarıda kırmızı daire içine alınmış kısımda belli olan bir genç kızın yüzünü gördüyseniz bu duygusal yönü kuvvetli biri olduğunuzun sinyalidir. Çok fazla arkaşa sahip değilseniz bile, sahip olduğunuz arkadaşlarınız tarafından gerçekten sevilen biri olmanız gayet olası. Duyusal olarak çok iyi niyetlisiniz ancak çevrenizdeki herkesi kendiniz gibi sanmanız bazen sizi üzecek durumların oluşmasına yol açıyor olabilir. Bu sebeple bazı zamanlar kendinizi koruma amaçlı olarak, öncelikli olarak kendi çıkarlarınızı düşünmelisiniz.

Nazım Hikmet’e Aşklarıyla İlham Vermiş 12 Özel Kadın

Devamını oku..

Sizler için Piraye, Münevver ve Vera başta olmak üzere Nazım Hikmet’e ilham kaynağı olmuş 12 kadını ve Nazım’ın onlara yazdığı şiirleri derledik.

1. Sabiha Hanım

Nazım’ın çocukluk çağındaki ilk aşkı Abdülhamit Devri’nin ünlü valilerinden birisinin kızı olan Sabiha Hanım’dır. Nazım, Sabiha Hanım için “Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki” nakaratlı ünlü şiiri yazar:

“Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki
Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben
Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.”

2. Azize Hanım

Yaş 17… Nazım da yine aşık. Bu kez ünlü bir doktorun baldızı olan Azize Hanım. Nazım için şiirsiz aşk olur mu?

“Rüyaya daldıran şarabın sun
Önümde gönlümle gelirken dize,
Şu yanan alnıma bir kere dokun,
Azize, gözleri nurdan Azize!”

3. Şükufe Nihal

1920’li yıllarda, Erenköy bahçelerinde, köşklerinde şairler yan yana gelip edebi sohbetler yapıyorlardı.

Bir Devrin Romanı adlı eserinde Halide Nusret Zorlutuna olayı şöyle yazdı:

“Şükufe Nihal okuduktan sonra, gülerek kağıdı bana verdi. Bugün gibi hatırlıyorum, kağıtta şairin o delişmen yazısıyla aynen şu kelimeler yazılıydı: Ben sizin için çıldırıyorum, siz bana aldırış bile etmiyorsunuz!”

Halide Nusret Zorlutuna’nın kızkardeşi İsmet Kür, Şükufe Nihal’i şöyle anlatır:

“Şükufe Nihal hemen her görenin aşık ya da hayran olduğu kadınlardandı. Güzel denemezdi pek. Gözleri çukurdu ve ufaktı… Boyu hiç uzun değildi. Beden çizgileri dikkati çekmekten uzaktı. Ne ki, zarifti, her zaman bakımlı ve çok şıktı. Dünyaya metelik vermeyen, kendine çok güvenen bir havası vardı. Onu bu kadar çekici yapan da, bu dünyaya metelik vermeyen haliydi. Ve de, o sıralar, hayran olunacak kadın sayısı da çok değil miydi? Ya da nitelikleri mi farklıydı? Sanırım, biraz öyle.”

Aralarındaki ilişki nasıl şekillendi bilemeyiz ama İsmet Kür’e göre Bir Ayrılış Hikayesi şiirini Nazım onun için yazmıştır:

“Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya…

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz…

Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın –
yüzü güneşli bir ana gibi –
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak…

Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere…
Kapandı bir pencere…
AYRILDILAR”

4. Nüzhet Hanım

Nazım Hikmet ve arkadaşı Vala Nurettin komünizm tutkusuyla 1921’in Eylül ayında Trabzon Limanı’ndan bindikleri bir gemiyle, maceralı bir yolculukla Sovyetler Birliği’ne giderler. Burada, İstanbul Nişantaşı’nda komşu oldukları, Matbuat Umum Müdürü Muhittin Bey ve baldızı Nüzhet Berkin’le karşılaşırlar.

Nazım’ın İstanbul’dan beri tanıyıp hoşlandığı Nüzhet Hanım’la aşk kaçınılmazdır. Nazım Hikmet kıskanç bir aşıktı. Nüzhet Hanım’ın Dağıstanlı yakışıklı bir öğrenciyle konuşurken görünce Gövdemdeki Kurt şiirini yazdı:

“Sen
benim
minare boyunda çam gövdeme,
yumuşak
beyaz
bir kurt gibi girdin,
kemirdin!
Ben
barsaklarında solucan Makdonaldı besleyen
İngiliz amelesi gibi taşıyorum
seni içimde”

Nüzhet Hanım’la 1922 yılında evlendi. Evleri, Nazım’ın eğitim gördüğü KUTV Üniversitesinin öğrenci pansiyonuydu. Muhittin Bey karşı çıktı bu evliliğe, tabii Nazım’ın ailesi de istemedi. Nüzhet Hanım’ı fiziksel olarak beğenmiyorlardı. Zaten 4- 5 ay birlikte yaşadılar. Nüzhet Hanım’ın sağlık problemleri başladı. 1923’te tedavi için önce Bakü’ye, sonrasında Türkiye’ye döndü. Nüzhet Hanım’ın şu sözleri idealist Nazım’da büyük bir düş kırıklığı yaratır:

“Bizim de herkes gibi bir yuvamız, cici bici bir evimiz olsun istemez misin Nazım? Her akşam ben evimizde seni bekleyeyim, huzur içinde yaşayalım. Sana mı kaldı dünyayı düzeltmek?”

1924 Temmuz ayında Nazım da döner Türkiye’ye. Nazım, aralarındaki ilişkiyi düzeltmeye çalışsa da olmamış. 1924 ya da 25 yılında, bir tiyatroda Nüzhet Hanım, Nazım Hikmet’le karşılaşmış, ama görmezden gelmiş. Nazım’ı kızdıran bu olaydan sonra görüşmemişler.

1926 yılında ise Nüzhet Hanım felsefe öğretmeni Mehmet Servet Erkin’le evlenir. 1932 yılında herkesçe bilinen Mavi Gözlü Dev şiirini yazar. Burada şuna değinmemiz lazım. Memet Fuat (Piraye’nin oğlu) bu şiirin annesine yazıldığını söylese de, Nazım Hikmet’in arkadaşları, Vala Nurettin, Zekeriya Sertel, Kemal Sülker bu şiirin Nüzhet Hanım’a yazıldığını söylerler.

“O mavi gözlü bir devdi,
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev,
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan evin.

O mavi gözlü bir devdi,
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan ev…”

5. Yelena Yurçenko (Lena)

Nazım Hikmet yaklaşık 9 ay sonra 1925 Eylül’ünde ikinci kez Sovyetler Birliği’ne gider, daha doğrusu kaçmak zorunda kalır. Bu kez diş hekimi Yelena Yurçenko’ya (Lena) aşık olur. Lena, Nazım’dan birkaç yaş büyüktü. Çok okuyan, kültürlü, hoş bir kızdı. Nietzsche hayranıydı. Nazım’la dünya görüşleri uymasa da bilinçli, dirençli havası onu etkiledi.

1926 yılında evlendiler. Yaklaşık 2 yıl sürdü. Ailesine fotoğraflarını gönderiyordu. Lena aile tarafından da beğenildi. Evlilikleri bazı kitaplarda doğrulanmasa da Hıfzı Topuz ve Memet Fuat evlendiklerini yazar. Ona yazılmış bir şiiri bilinmiyor. Biz de Nazım’ın ailesine o dönem yazdığı mektubu paylaşıyoruz.

“Sıhhatim gayet iyidir. Lena ile her gün sizlerden konuşuyoruz. O sizi, gıyaben çok seviyor. Samuş’a buradan Rus işi gayet orjinal yazlık elbise göndermek istiyoruz. Eğer Lena’ya potin aldınızsa numarası 37 olsun.”

6. Piraye

Nazım Hikmet’ten Piraye’ye Aşk Dolu 20 Mektup adlı yazımıza da göz atmanızı öneririz.

Nazım 1928 yılında Türkiye’ye döner. 3 ay tutuklu kalır. Bu dönemi şöyle anlatacaktı yıllar sonra:

“Kadınlarla bir daha ciddi bir ilişkiye girmemeye karar verdim. Her an hapse girebilirdim. Kesinlikle evlenmemeliydim.”

Ama karşısına Piraye çıkacaktır. Yıl 1930… Piraye Nazım Hikmet’in kızkardeşi Samiye’nin arkadaşıdır. Piraye, kendisini bırakıp Paris’e giden kocası Vedat Örfi’den boşanmak üzere olan 2 çocuklu (Suzan ve Memet) 24 yaşında bir kadındır. Başlangıçta Piraye’nin ailesi de, Nazım’ın ailesi de farklı nedenlerle istemeyeceklerdi bu ilişkiyi.

Nazım aşkın ilk günlerinde yazdığı Mor Menekşe, Aç Dostlar, Altın Gözlü Çocuk şiirinde Piraye’ye “altın saçlı çocuk” diyecektir.

“EEEEEEEEEY…
kızım, annem, karım, kardeşim
sen
başında güneşler esen
altın gözlü çocuk,
altın gözlü çocuğum benim;
deli çığlıklar atıp avaz avaz
burnumun dibinden gelip geçti de yaz,
ben, bir demet mor menekşe olsun
getiremedim
sana!”

1933 yılında evlenmeye karar verirler. Ama 1933 yılının Mart ayında tutuklanır. Piraye sevgilisiydi, tutuklandıktan 4 ay sonra cezaevi müdürünün sorusu üzerine nişanlıyım der. Artık mektuplarında ona öyle hitap edecektir:

“Nişanlım benim, yüzüğünü kalbimde taşıdığım, kalbime geçirdiğim sevgili ! Sana öyle hasretim ki… Nişanlın”

piraye nazım hikmet

Karıma Birinci Mektup isimli şiirinde de şöyle yazar:

“Yavrum! uyuyamıyorum!
Görünmez kuşlar ötüyor
üstünde kızıl ağaçların.
Alevli bir duman gibi tütüyor
Gözlerimde saçların!
Saçların altın
dudakların nar
koyu kehribar
gözlü sevgilim
Çıkacağımdan
emin değilim.”

7. Semiha Berksoy

1934 yılında Bursa Cezaevi’ne şehir tiyatrolarından tanıdığı Semiha Berksoy onu ziyarete gelince birbirlerine yakınlaşırlar. Aklı Piraye’deydi ama bu ona engel değildi. Nazım Hikmet yıllar sonra yazdığı İki Sevda şiirinde aslında bu özelliğini dile getirmişti.

“Bir gönülde iki sevda olamaz
yalan
olabilir.”

16 ay tutuklu kaldıktan sonra özgür kalır Nazım. Piraye ile 31 Ocak 1935’te gözlerden uzak kimseye haber vermeden evlenirler. Bir gün Kadıköy vapurunda Semiha Berksoy’la karşılaşır. Aralarındaki aşk tekrar canlanır. Semiha Berksoy şöyle anlatır:

“Merdivenlerden çıkıyorduk. Birden “Ben evliyim seni alamam” dedi. Ben de onu seviyordum. “Olsun” dedim. Onu o şekilde kabul etmiştim. Meğer o tarihte evli değilmiş, Piraye’ye evlenme sözü vermiş.”

Semiha Berksoy anı defterine 22 Aralık 1936 tarihinde şöyle yazar:

“Bu sabah stüdyoya gittim. Sevgiyle bakarak elimi sıktı. İlgisi gittikçe arttı. Kani Kıpçak’ın dikkatini çekti. İnsan hayatta bir kişiyle mi, yoksa birçok kişiyle mi ilgilenmeli? diye sordu. Nazım da “Esasında bir sevgi olur, ama eğlencelerin de olması hiç fena değil, fakat sevgi birdir” diye yanıt verdi.”

Nazım Semiha Berksoy’a şiir değil ama belki de sevgilisi opera sanatçısı olduğu için Bu Bir Rüyadır adlı opereti yazdı. Başrolde Semiha oynadı.

Bu ilişkiden karısı Piraye’nin elbette haberi vardı. Memet Fuat, başka kadınların Nazım’a yakınlık göstermelerine katlanamayan Piraye’nin Semiha için daha sonraları “Delişmendir, ama iyi kızdır, sevgisi içtendir” dediğini söyler.

8. Suat Derviş

Nazım, Birinci Dünya Savaşı sonlarında, yazar Suat Derviş’i tanımıştır. İkisi de gençtir. Ama Suat Derviş o dönem kendisini beğenenlere yüz vermeyen, biraz şımarık bir kızdır, sevgili değillerdir. Hatta ona şu dizeleri (Gölgesi şiiri) o dönemde yazmıştır.

“Ağlasada gizliyor gözlerinin yaşını;
Bir kere eğemedim bu kadının başını.
Kaç kere sürükledi gururumu ölüme
Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.
Cevapları öyle heyecansız ki onun,
Kaç kere iman ettim, hiçliğine ruhunun.
Kaç kere hissettim ki, yine bu gece gibi
Güzelliğin önünde, dolup, çarpmalı kalbi
Ne mehtabın aksine yelken açan bir sandal
Ne de ayaklarında kırılan ince bir dal
Onun taştan kalbini sevdaya koşturmuyor.
Bir çiçeğin önünde bir dakika durmuyor…”

1935 yılının sonlarında gençlik arkadaşı Suat Derviş’le yine karşılaşır. Derviş bu kez ona yakınlık gösterir. Birlikte Çamlıca sırtlarına çıkarlar. Şubat ayında yağan karın erimesiyle oluşan çamurlara bata çıka dolaşır, sohbet eder, yakınlaşırlar.

Eve dönünce ayakkabı ve pantolonun çamurlu halinden, Piraye şüphelenir, durumu anlar. Bunun üzerine, Piraye, bir kova suyu üzerine döküp, Şubat akşamında balkona çıkar, zatüree olup öleyim der. Nazım güç bela onu içeriye alır.

9. Cahit Uçuk

Nazım o yıllarda Akşam gazetesinde Orhan Selim takma adıyla yazılar yazıyordu. 22 Ocak 1955 yılında duygusal bir yazı yazar Nazım. Birkaç gün sonra gelen okur mektuplarından biri duygu doluydu, adeta onu etkilemek için yazılmıştı. Bu kişi daha sonra öykü yazarı olan Cahit Uçuk’tur. 24 yaşındadır. Oldukça güzel bir kadındır.

Hıfzı Topuz, “Nazım bir kadına durup dururken asılmaz, ama kendisiyle ilgilenen olursa, hoşuna giderse tutulabilirdi” der. Cahit Uçuk’la ilişkileri de tam da böyle oldu.

Cahit Uçuk “Aramızda ruhsal bir yakınlık ve minnet dolu bir beraberlik oldu” derken; Nazım, Piraye ile barışmak istediği dönemde, Memet Fuat’a yazdığı mektupta “Ben o hadiseye annenin beni sevmediği şüphesine kapılıp atılmışımdır. Annenin beni ihmal ettiği ya da bana öyle geldiği zamanlarda bu bahiste kötü şeyler yaptım” yazar.

Nazım aslında tüm bu yaşadıklarını dizelerinde dile getirmiştir.

“sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın”

10. Yine Piraye

1938’in Ocak ayında tekrar tutuklanır. İki ayrı yargılamadan toplam 35 yıllık bir hapis cezası beklemektedir onu. Hapisteyken, Piraye’ye adeta yeniden aşık olur. Muhteşem şiirler yazar. Bizce Nazım en güzel şiirlerini o dönemde yazmıştır.

Ankara Cezaevi’nde kol saatinin içini boşaltmış ve oraya karısıyla çocuklarının bir fotoğrafını koymuştu Nazım… “Artık her zaman gözümün önündeler” diyordu. Saatin kayışına ise tırnağıyla Piraye yazmıştı. Yıllarca Piraye’nin evinde saklanacak o saat, Nazım’ın çok bilinen bir şiirine konu oldu:

“Senin adını
kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.
Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
(bizlere âlâtlı katıa verilmez)
ne de başı bulutlarda bir çınar.
Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek bana
yasak…”

1 Ekim 1945

“Dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
Bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
Birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı..”

Nazım Piraye Mektuplar

Piraye’ye güvenmesine karşılık, ikide bir kıskançlık bunalımlarına giriyor “Kime aşık olursan ol” diye yazıyordu.

Buna karşılık Piraye yazdığı bir mektupta neler söylemiş (Nazım o mektupları “Ayşe’ye Mektuplar” adıyla şiirleştirdi):

“Sen beni kıskanıyorsun,
ve benim gülmem tutuyor.
Ben aşkı: hürmet
muhabbet
sadakat, diye anlarım
(…)
halbuki aşk sadece muhabbet sende.
Hem biliyorum bu evhama neden düştüğünü :
ben içerde olsaydım
sen dışarda aldatırdın beni.
İçerde olmama ne lüzum var?
İkimiz de dışardayken beni aldatmadın mı?
Sen alçaksın
ve dışarı çıkar çıkmaz
beni yine aldatacaksın.”

11. Münevver Andaç

1948 yılının Ekim ayında yazar Peride Celal ile beraber dayısının kızı Münevver de gelir. Aslında Piraye ile evlendiği günlerde Fransa’dan dönen Münevver ile kısa bir yakınlaşma yaşansa da Münevver ressam Nurullah Berk’le evlenmiş, bir kızı olmuştu. Kendisinden 15 yaş küçük kumral saçlı, yeşil gözlü kadınla yazışmalar, gidip gelmelerle tutkulu bir aşk başlamıştı.

Ona yazdığı ilk şiiri Sen şiiridir:

“sen esirliğim ve hürriyetimsin,
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.
Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
sen büyük, güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin…”

Daha sonra bu şiirini yazacaktır:

“Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.”

Bu dönemde yazdığı tutkulu şiirlerinde Münevver’in gözlerinin rengi nedeniyle yeşili çok sık görürüz.

“Siz aydınlıkta öyle kımıldamadan durun,
güneş duradursun yeşil entarinizde,
Yaram birdenbire açıldı
Kan gövdeyi götürüyor bendenizde…”

Güz, Sonbahar, Yine Sana Dair şiirlerini de ona yazmıştır.

1948’de Piraye’den boşanma kararı alır. “Bütün bu olup bitenlere rağmen en yakın iki insan olarak kalacağımızı biliyorum. Ömrümün en güzel senelerini, en iyi eserlerini, sana borçluyum. Onlar manen ve maddeten senindir.” der.

Eşinden boşanacağını söyleyen Münevver, karar değiştirir. Cezaevine de gelmez. Bu Nazım için büyük bir darbe olur. 47 yaşındaki Nazım’ın bu dönemde yazdığı şiirlerden Tekirle Kavak‘ta şöyle der:

“Kırkından sonra azanı teneşir paklar
bu üç dört dört beş sekiz
sayı sayacak değiliz
çünkü bunun kırka kadar
yolu var”

Nazım tekrar Piraye’ye mektuplar yazarak barışmak isteğini dile getirir. Affetmesini ister:

“Pirayem, kızıl saçlı bacım benim, seni arkadan bıçakladım. Bir damlası damarlarımdaki bütün kana bedel kanınla boyandı elim. Gel de beni bir daha yalnız bırakma. Eteklerinden öperim.”

Nazım af yasası çıkmayınca 7 Nisan 1950’de açlık grevine başladı. Piraye hem bu durum, hem de yazdığı mektuplardan etkilendiği için ziyaretine gelir, aynı anda Münevver de cezaevine gelir. İşte bu Nazım ve Piraye’nin son karşılaşması olur.

15 Temmuz 1950’de tahliye olur Nazım. Piraye’den 23 Mart 1951’de boşanır. 3 gün sonra Münevver bir oğlan doğurur. Nazım oğluna çok sevdiği üvey oğlu Memet’in ismini verir.

49 yaşındaki Nazım’ı askere almak isterler, arkasında farklı şeyler olduğu haberleri üzerine 17 Haziran 1951’de bir tekneyle gizlice Varna’ya, Bükreş’e ve en sonunda Moskova’ya gelir.

Yedi tepeli şehirde bırakıp gelmişti gonca gülünü. Ama o dönemde kulağına gelen, en yakın arkadaşı Kemal Tahir ile Münevver arasında bir ilişki olduğu dedikodusu Nazım’ı alt üst eder. Böyle bir şey yoktu, tamamen yanlış anlamaydı ama katlanması zordu.

Ben Sen O şiirini yazdı:

“o, yalnız ağaran tanyerini görüyor
ben geceyi de
sen yalnız geceyi görüyorsun
ben ağaran tanyerinide”

12. Galina Grigoryevna Kolesnikova

Nazım 1952’de Çin’de geçirdiği ilk kalp krizinden sonra Moskova’ya döndü ve hayatına doktor Galina Kolesnikova girer. Tüm kadınlar gibi Nazım’a vurulmuştu. Nazım’ın doktoru, yardımcısı, tercümanı, arkadaşı olur. 7 yıl süren bu ilişkiye yazılmış şiirler yok ama Nazım’ın 8 milimetrelik kamerasıyla Galina’nın çektiği görüntüler kalacaktı.

13. Vera Tulyakova

Kendinden 30 yaş küçük sarışın bir genç kız, 1955’te hazırladığı bir film için yardım istemişti. Vera… “Saçları saman sarısı, kirpikleri mavi, kırmızı dolgun dudaklı bu kız”

İlk görüşte Nazım’ın kalbine girmişti. Evliydi ve bir çocuğu vardı. Ayrıldı. 18 Kasım 1960’ta Nazım’la evlendiler. Artık tüm şiirleri Vera içindi.

Vera’nın Uykudan Uyanışı

“uyandın gülüm
iskemleler uyandı
köşeden köşeye koşuştular
masa da öyle
doğrulup oturdu kilim
nakışları açıldı katmer katmer
ayna seher vakti gölü gibi uyandı
açtı kocaman mavi gözlerini pencereler
uyandı balkon
toparladı bacaklarını boşluktan
tüttü karşı damda bacalar
kaldırımlar akasyalar ötüştü
bulut uyandı
attı göğsündeki yıldızı odamıza
evin içinde dışında uyandı aydınlık
doldu saçlarına senin
dolandı çıplak beline ak ayaklarına senin”

Vera’ya

“Oka ırmağından öğrendim hasretlerinin dalgın deliliğini.
Yaz geceleri Oka ırmağı
ince kumları ve sedefleriyle
ak bir kadını yıkayarak
aktı odamda kalın kütüklerinin arasında
iri iri damlalarıyla yağmur üzüm salkımıydı doğum gününde
senin
şaşkın ve sırılsıklam durdum önünde senin
altın kubbeli bir ağaçtın
denizin ortasında
ilk ergenlik düşümden geliyorum sana
bu şehrin bana verdiği en tatlı yemiş en akıllı söz en insan sokaksın
günlük güneşlik rüzgârım benim
saçları saman sarısı kirpikleri mavi karım benim”

Sabah Karanlığı

“Gülüm çıkar yataktan bir kayısı gibi çıplak
Mavi afişteki güvercin gibi aktır sabah karanlığında”

Vera İçin

“İçimde mis kokulu
Kızıl bir gül gibi duruyor zaman,
Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş,
Çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil”

vera tulyakova nazım hikmet

Doktoru “Aşksız 10 yıl yaşarsın, aşık olursan 3 yıl” demişti. Öyle de oldu. 3 Haziran 1963 günü büyük şair bu muhteşem şiirlerini bırakarak bu dünyadan ayrıldı.Pasaportunun içinden el yazısıyla yazılmış şu şiir çıktı:

“Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana
Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm”

Nazım Hikmet ile ilgili hazırladığımız diğer yazılarımıza da göz atmanızı öneririz:

Nazım Hikmet’e Aşklarıyla İlham Vermiş 12 Özel Kadın
Nazım Hikmet’in 25 Unutulmaz Şiirinden Enfes Alıntılar
Nazım Hikmet’ten 6 Özel İnsana 6 Özel Şiir

Kaynak
Hıfzı Topuz – Hava Kurşun Gibi Ağır, Emin Karaca – Nazım Hikmet’in Aşkları, Memet Fuat – Nazım Hikmet Üstüne Yazılar

Türk Edebiyatı’nın En Dokunaklı 25 Aşk Şiiri

Devamını oku..

Nazım Hikmet, Attila İlhan, Cemal Süreya, Orhan Veli, Ahmed Arif ve Özdemir Asaf başta olmak üzere Türk Edebiyatı’nda iz bırakmış farklı şairlerimizin en güzel aşk şiirlerini derledik.

1. Eski Nisan – Ataol Behramoğlu

“Canımın yongası, sevdiğim,
Bir kaç gün çaldık ilkbahardan
Geçtik yıllardır özlediğim
Erguvan ışıklı kıyılardan
Aşkı sessizlik tanımlar
Gençken tersini düşünürdüm
Akşamla dönerken geriye dalgalar“

2. Günlerden Öyle Bir Gün – Metin Altıok

“Günlerden öyle bir gündü;
Üstüne tarih düştüğüm.
Gözümün önüne geldi birden
Balkıyan güzel yüzün.
Ve yüreğim yandı söndü,
Ter bastı avuçlarımı.
Bir işlek kovan uğultusu
Kapladı kulaklarımı.
Uzandım usulca cigarama;
Yavan ömrüme katık.
Ben o gün öldüm gülüm,
Bir daha ölmem artık.”

3. Erenköyü’nde Bahar – Yahya Kemal Beyatlı

“Canan aramızda bir adındı
Şirin gibi hüsnü ana unvan
Bir sahile hem şerefti hem şan
Çok kere hayalimizde canan
Bir şi’ri hatırlatan kadındı.
Doğmuştu içimde ta derinden
Yıldızları mâvi bir semânın;
Hazzıyla harâb idim edânın
Hâlâ mütehayyilim sedânın
Gönlümde kalan akislerinden.“

4. Seviyorum Seni – Nazım Hikmet

“Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir şeyler gibi,
seviyorum seni “Yaşıyoruz çok şükür!” der gibi.”

5. Ne Böyle Sevdalar Gördüm – İlhan Berk

“Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm.

Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni.

Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları.”

6. Ben Sana Mecburum – Attila İlhan

“Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.”

7. Adını Funda Oteli Koy – Edip Cansever

“Adını funda oteli koy
Sevdamızın da adını
Ayakları dibinde gün batımının.
Ve ağzında binlerce güneşin tadı
Dilinin ucunda yalnızca kendi adın.

Çünkü sevdikçe beni sen kendini tanıdın.”

8. Balzamin – Cemal Süreya

“Sen el kadar bir kadınsındır
Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli
Bazı ağaçlara kapı komşu
Bazı çiçeklerin andırdığı
İş bu kadarla bitse iyi
Bir insan edinmişsindir kendine
Bir şarkı edinmişsindir, bir umut
Güzelsindir de oldukça, çocuksundur da
Saçlarınla beraber penceredeyken
Besbelli arandığından haberli
Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda
Sevgili”

9. Bitmemiş Şiirler VIII – Turgut Uyar

“Hasret bir şey değil, Elagözlüm
Ömrümüz böyle olmamalıydı
Hep aşkta durmalıydı çağımız.
Sevdayı mısra mısra değil
Ömrümle yaşamalıydım.
Sonra, sonra gene böyle olmalıydı
Tadına varmadan çiçeklerin
Şehirde bir sen, bir de ben, yalınız.
Yeşil yaprak, alaca gölge, düşen yıldız
Bir gün en büyüğü karşısında gerçeklerin
Maceramız yarıda kalmalıydı…”

10. Uzun Yağmurlardan Sonra – Gülten Akın

“Sen yağmurlu günlere yakışırsın
Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler
Islanan yapraklar gibi yüzün ışır
Işırsa beni unutma

Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün
Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra birgün
Bir yer sızlar yanar içinde büsbütün
Her şeye rağmen ellerin üşür
Üşürse beni unutma“

11. Sevincin Yarısı – Melih Cevdet Anday

“Kuşlar yağmur yağdırır da
Yağmur güneşe vururdu ya
Ben sana gelirdim

Sevincin yarısı ağzımda
Zambağa birikir sabahlar
Ovalar atlara binerdi

Kulesine koşuşunca deniz
Cebimde geceden yıldızlar
Arılarla ballarla kanımda

Yüreğim avuç olurdu da
Sonra çeşme de olurdu ya
Mutsuz dönüşler ayında

Ben sana gelirdim.”

12. Çocuklar Gibi – Sabahattin Ali

“Bende hiç tükenmez bir hayat vardı
Kırlara yayılan ilkbahar gibi
Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
Göğsümün içinde ateş var gibi
Bazı nur içinde, bazı sisteyim
Bazı beni seven bir göğüsteyim
Kah el üstündeydim, kah hapisteydim
Her yere sokulan bir rüzgar gibi
Aşkım iki günlük iptilalardı
Hayatım tükenmez maceralardı
İçimde binlerce istekler vardı
Bir şair, yahut bir hükümdar gibi
Hissedince sana vurulduğumu
Anladım ne kadar yorulduğumu
Sakinleştiğimi, durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi
Şimdi şiir bence senin yüzündür
Şimdi benim tahtım senin dizindir
Sevgilim, saadet ikimizindir
Göklerden gelen bir yadigar gibi
Sözün şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi
Başını göğsüme sakla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi”

13. Anlatamıyorum – Orhan Veli Kanık

“Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum…”

14. Veda – Necip Fazıl Kısakürek

“Elimde, sükutun nabzını dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!

Yürü, gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta,
Yolu tam dönerken arkana bak da,
Köşede bir lahza kalıver gitsin!

Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru bir yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgâra salıver gitsin!”

15. Terketmedi Sevdan Beni – Ahmed Arif

“Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hain, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça…
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni…”

16. Tentation – Özdemir Asaf

“Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç
Sana diyeceklerim söylemekle bitmez
Yıllardır yaşamımdan çaldığım zamanlar,
Adına düğümlendi

Bana yaşadığın şehirleri aç
Başka şehirleri özleyelim orada seninle
Bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar
İkimize yetmez”

17. Uzak Haziran – Necati Cumalı

“Uyanıp kış uykularından
Şubat’la Mart arasında
Eylül’le Ekim arasında
Yaz sularından kıyıya çıkan
İki adım arası bir zaman
Gözgöze geldikse geçerken
Günlük güneşlik bir kaldırımdan
Aşktı uçup giden üstümüzden
Aşktı değip geçen yanımızdan

Aşktı görmedik bilmedikse
Kimbilir hangi Eylül bir daha
Hangi uzak Haziran”

18. Gizli Sevda – Behçet Necatigil

“Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.

Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş, çocukları olmuş
Bir kız, bir oğlan.

Seni sordu
Hiç değişmedi, dedim,
Bildiğin gibi…
Anlıyordu.

Mesutmuş, kocasını seviyormuş,
Kendilerininmiş evleri..
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selam söyledi.”

19. Mavi Geçti – Haydar Ergülen

“Öyle bir yazdı ki
Sanki gökyüzünde oturuyorduk
Seni öpmek gökyüzünü öpmek gibi
Mavi bir şeydi
Gençlik öyle bir yazdır ki
Ne yurt ne ev ne oda
Yalnızca gökyüzü
Yeter insana
Biz seninle gökyüzünde
Çok oturduk
Gençliğimiz
Çok mavi geçti… çok!”

20. Anılar Defterinde Gül Yaprağı – Cahit Zarifoğlu

“Anılar Defterinde Gül Yaprağı
Gibi Unutuldum Kurudum
Başıma Düştü Sevda Ağı
Bir Başıma Tenhalarda Kahroldum.
Sen Kimbilir Rüzgarlı Eteklerinle Kimbilir
Hangi İklimdesin
Ben Sensiz Bu Sessizlikle
Deliler Gibiyim
Sensiz Bu Sessizlikle.

Ayrılıkla Başım Belada
Gözlerini Çevir Gözlerime

Yoksa Ben
Sensiz Bu Sessizlikle
Deli Gibiyim
Sensiz Bu Sensizlikle.”

21. Sevgilim Sevgilim – Ahmet Erhan

“Elinden şekeri alınmış bir çocuk gibi kaldım
Yokluğunda… Yağmur yağar, kar yağar
Günler kısalır, geceler uzar
On parmağımın üstüne on mum yaktım

Gecesefalarının gündüz yalnızlığıydım

Ateşböcekleri ışıtır gecemi. Hepsi bu
Kanar bir yerlerim: Sevgilim
Ufkunda bir yalnızlık aylasıyım
Bir delta gibi genişleterek yokluğunu

Sevgilim. Hep geceye sakladım sende bulduğumu”

22. Çakıl – Bedri Rahmi Eyüboğlu

“Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar

Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım“

23. Bir Pınarsın – Ümit Yaşar Oğuzcan

“Bir pınarsın içilen ama hiç kanılmayan
Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan
Özlenen sen, özleyen sen, özleten sen
Varken doyulmayansın, yokken dayanılmayan”

24. Karasevda – Cahit Sıtkı Tarancı

“Bir kere sevdaya tutulmaya gör;
Ateşlerde yandığının resmidir.
Aşık dediğin, Mecnun misali kör;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir.

Dünya bir yana, o hayal bir yana;
Bir meşaledir pervaneyim ona.
Altında bir ömür döne dolana
Ağladığım yer penceresi midir?“

25. Gidişini Anlatıyorum – Rıfat Ilgaz

“Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
İnsan insan bakan gözbebeklerin
Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

Ne gelirse onlardan gelir bana
Çalışma gücü yaşama direnci
Mutluluk gibi kazanılması zor
Mutluluk gibi yitirilmesi kolay

Bir açarsın ki mutluyum
Bir kaparsın her şey elimden gitmiş”

Kaynak
Unutulmayan Aşk Şiirleri Antolojisi – Emine Kerse

Meteorolojiden 9 ilimiz için acil durum uyarısı

Devamını Oku…

Meteoroloji 9 ilimiz için çok şiddetli kar yağışı uyarı yaptı. Uyraı sonrası bu illerimizin mülki ve yerel idare yöneticileri kırmızı alarm verdi. Türkiye’yi etkisi altına alan soğuk ve yağışlı hava etkisini artırmaya devam ediyor.

Soğuk ve yağışlı hafta yavaş yavaş geride kalırken Meteoroloji’nin son dakika verilerine göre yeni haftada yağışlar geri geliyor.

Kışın etkisi adım adım artarken hava sıcaklıkları düşüyor, yağışlı havalar yer yer etkili oluyor. Geçtiğimiz hafta yurdun önemli kısmında etkili olan kar yağışı ve yağmur hafta sonu bir süreliğine mola veriyor fakat pazartesi gününden itibaren geri geliyor.

BUGÜN HAVA NASIL OLACAK?

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son değerlendirmelere göre; Batı Karadeniz, Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Kayseri, Sivas, Van, Hakkari, Bitlis, Şırnak ve Siirt çevrelerinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Karadeniz kıyı kesiminde yağmur ve sağanak, yağış alan diğer yerlerde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması beklenen yağışların akşam saatlerinden sonra Artvin ve Rize’nin iç ve yüksek kesimlerinde yer yer yoğun kar yağışı şeklinde olacağı tahmin ediliyor.

Sabah ve gece saatlerinde Marmara’nın doğusu, İç Ege, Göller yöresi, Batı Karadeniz’in iç kesimleri ve İç Anadolu’da yer sis ve pus hadisesi bekleniyor. Hava sıcaklığının ise batı kesimlerde artarak mevsim normalleri civarına yükseleceği, diğer yerlerde mevsim normallerinin altında seyretmeye devam edeceği tahmin ediliyor.

HAFTA BAŞINDA GERİ DÖNÜYOR…

Hafta sonu yurdun büyük kısmında bir miktar yükselerek mevsim normallerine ulaşacak olan hava sıcaklıkları hafta başından itibaren düşmeye başlayacak. İstanbul’da aynı gün içinde 5 derece birden düşecek olan hava sıcaklığı 12 derece civarında seyrecek ve tüm yurtta yağışlar etkili olacak.

Ünlü Sanatçı Feci Şekilde Can Verdi!

Devamını Oku…

ANKARA’da hava trafik kontrolörü olarak görev yapan ve müzik tutkunu genç müzisyen trafik kazasında hayatını kaybetti.

Ankara Esenboğa Havalimanı’nda hava trafik kontrolörü olarak görev yapan ve ‘Çaresaz Grubu’nun solisti 29 yaşındaki Büşra Özakalın, Çankaya Akay Kavşağı tünelindegece saatlerinde kendi kullandığı araçla direksiyon hakimiyetini kaybetmesi üzerine duvara çarptı.

Çarpmanın etkisiyle Özakalın, otomobilinin içinde sıkıştı.İhbar üzerine olay yerine itfaiye, sağlık vepolis ekibi sevk edildi. Özakalın, sıkıştığı araçtan olay yerine gelen itfaiye ekipleri tarafından uzun uğraşlar sonucu çıkarıldı.

Olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından hastaneye kaldırılan genç kadın, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.Kazanın oluş şeklinin belirlenmesi için çalışmaların sürdüğü belirtildi.

Büşra Özakalın’ın evli ve 7 aylık bir kız çocuğu sahibi olduğu öğrenildi. Genç müzisyenden geriye mutlu aile fotoğrafı ve konserlerde çekilmiş görüntüleri kaldı.

Parmak Bebek Büyüdü Son Haline Bakın!

Devamını Oku…

284 gram doğan Amillia Taylor, dünyaya gelmiş en küçük prematüre bebek olarak tarihe geçmişti.

Yaklaşık 22 haftalıkken dünyaya gelen Amillia Taylor, 284 gram doğmuştu. Tarihteki en küçük prematüre olarak doğan ve doktorların büyük çabaları sayesinde yaşamayı başaran bebek Amillia artık büyüdü.

Bebek Amillia’nın kurtulmasındaki en büyük etken, annesinin doktorlara söylediği minik bir yalan. 22 haftayı doldurmamış olmasına rağmen bebeğinin 24 haftalık olduğunu söyleyen anne, böylece doktorları kürtaj limitinin dolduğuna inandırmış oldu.

Böyle durumlarda erken doğan bebekler için doktorlar ellerinden gelen her şeyi yapmak durumunda.

Doktorlar bebeğin gerçek yaşını ancak doğumdan bir ay sonra anlamış ve Amillia’nın kurtulmasının çok büyük bir şans olduğunu söylüyor

.

Anne Sonya ise, ‘Bebeğime ilk baktığım andan itibaren kurtulacağını biliyordum’ diyor. Dört ay boyunca hastane kalarak yaşama tutunmaya çalışan Amillia ise şu an hiçbir fiziksel sorun yaşamadan hayatına devam ediyor.

İşte son hali

Kandilli Rasathanesi’nden büyük deprem uyarısı; Bir sonraki büyük deprem orada olacak!

Devamını Oku…

Türkiye’nin farklı illerinde meydana gelen depremlerin ardından açıklama yapan Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Özener, “Bir sonraki büyük deprem, yani 7’nin üzerindeki bir deprem maalesef Marmara Denizi içinde olacak” dedi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, “Bir sonraki büyük deprem, yani 7’nin üzerindeki bir deprem maalesef Marmara Denizi içinde olacak. Ne yapabiliriz?

Deprem bir doğa olayı. Depremi önleme şansımız yok.” dedi.

DAHA BÜYÜK DEPREMLERİ OLMASI SÜRPRİZ DEĞİL

Esenler Kültür Merkezinde düzenlenen Esenler Kent Konseyinde, “Bir Şehir Depreme Nasıl Hazırlanır?” başlıklı sunum yapan Özener, Türkiye’nin bir deprem kuşağı ülkesi olduğunu ifade ederek, “Bunlara alışık olmamız lazım.

İstanbul için daha büyük depremler olması da sürpriz değil.” dedi.

BÜYÜK DEPREMİ ADRESİ MARMARA DENİZİ

Türkiye’nin Arap ve Afrika plakalarının baskısı nedeniyle batıya doğru hareket ettiğini dile getiren Özener, şunları kaydetti:

“Bilim insanları bunu bekliyor. Vatandaşın bunun bilincinde olması lazım. Karar vericilerin büyük çoğunluğu zaten bunun bilincinde. Dolayısıyla biz eylem planlarımızda gerçekleri göz önüne alarak ilerleyeceğiz.

Anadolu bloku ve Ege, batıya doğru hareket ediyor. Saat istikametinin tersine bir hareket yapıyoruz. Aslında biz böyle bir hareket yapmasak hiçbir enerji birikmeyecek ve deprem olmayacak. Dolayısıyla ülkemizin yüzde 80-90’ı deprem tehlikesi altında. Bir sonraki büyük deprem, yani 7’nin üzerindeki bir deprem maalesef Marmara Denizi içinde olacak. Ne yapabiliriz?

Deprem bir doğa olayı. Depremi önleme şansımız yok. Tarihsel deprem olmuş, enerji birikiyor. Yine bir yardan bu enerji dışarıya çıkacak, boşalacak. Bazen tartışmalar yapılıyor. ‘Tek parça mı iki parça mı kırılacak? 7 mi olacak 7,2 mi olacak?’ şeklinde.

Bana sorarsanız tek parça, iki, üç parça kırılmış bilimsel olarak, enerji olarak çok büyük farkı var ama vatandaşa ve Türkiye Cumhuriyeti’ne yansıması arasında, yani 7,2 olunca hiçbir şey olmayacak da 7,5 olursa dünya mı kararacak?
Yok. 7,2’de de ciddi anlamda biz zarar göreceğiz. Dolayısıyla bir sonraki depremin Marmara’da olacağı kesin.

Bununla ilgili hiç kimsenin şüphesi yok.”

Özener, Marmara Bölgesinin tarih boyunca çok fazla deprem aktivitesi görmüş bir alan olduğunu dile getirerek, sözlerini, “Dolayısıyla bunu bizden önceki nesiller yaşadı ya biz yaşayacağız ya bizden sonraki nesil yine yaşayacak.

Bunun kurtuluşu yok. Bu tek kalmayacak.

Enerji sürekli birikiyor. Şu anda 7,2’lik bir deprem olsa bizim açımızdan sürpriz olmaz. Ama bunun ne zaman olacağını da bilmiyoruz. Keşke bilsek de ona göre önlem alsak. Ama bu enerji biriktiği için de depremin büyüklüğü azalmayacak.” diye tamamladı.